• OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU (OSB)

  • OSB, günümüzde sosyal etkileşim ve iletişim becerilerinde gelişimsel yetersizlikler ve tekrarlı, kendini uyarıcı uygun olmayan davranışlar ile karakterize bir nöro-gelişimsel bozukluk olarak tanımlanmaktadır (National Autism Center, 2015). OSB, geçmiş yıllarda Yaygın Gelişimsel Bozukluk (YGB) yelpaze terimi altında yer alan gelişimsel bozukluklardan biri olarak tanımlanmakta, OSB

    terimi YGB terimi yerine alanyazında tercih edilebilmiştir. YGB terimi, Amerikan Psikiyatri Birliği’nin yayınladığı ve tanı koymada oldukça saygın bir yeri olan Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El kitabında (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) ilk olarak 1980 yılında yer alırken, OSB terimi 1988 yılında yer almıştır (Smith, Polloway, Patton ve Dowdy, 2008). DSM-IV’de YGB ya da OSB; Otistik bozukluk, Rett bozukluğu, Çocukluğun Dezintegratif bozukluğu, Asperger bozukluğu ve başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk (Atipik otizmi de kapsar) gibi beş  gelişimsel bozukluğu kapsamakta iken DSM’nin en güncel tanı ölcütlerinin yer aldığı DSM-V’de YGB terimi ve altında yer alan 5 alt bozukluk/tanı yer almamakta, tek kategori olarak Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) terimi kullanılmaktadır. 

  • OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU (OSB): TANIM

  • OSB, toplumsal/sosyal etkileşimde ve iletişimde yetersizlikler ile davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntülerle ve toplumsal etkileşim, toplumsal iletişimde kullanılan dil ya da sembolik/imgesel oyun becerilerinin en az birinde 3 yaşından önce gecikmelerin ya da olağandışı bir işlevselliğin olması ile karakterize nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Ülkemizde Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde (2012) ise tanımlar başlığı altında OSB yerine "Otistik birey” terimi kullanılmakta ve "Otistik birey; sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişim, ilgi ve etkinliklerdeki sınırlılığı erken çocukluk döneminde ortaya çıkan ve bu özellikleri nedeniyle özel eğitim ile destek eğitim hizmetine ihtiyacı olan birey” olarak tanımlanmaktadır. Amerikan Psikiyatri Birliği, Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması ve Sınıflandırılması El Kitabı, Beşinci Baskı’sında (DSM-V, 2014), OSB’nun tanı kriterleri sunulmuştur. DSM-V ile birlikte tanı koymada en yaygın olarak kullanılan bir diğer sistem ise, Dünya Sağlık örgütünün ilk olarak 1990’lı yılların başında ve en son versiyonunu ise 2007 yılında yayınladığı "ICD-10 Hastalıkların ve Sağlıkla İlgili Sorunların Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması (International Statistical Classification of Diseases, ICD-10)”dır. ICD-10, bozukluk ve hastalıkların sınıflama ve tanı kriterlerini ortaya koyan Dünya Sağlık örgütü’nün belirlediği uluslararası

    ve standart kriterlerdir. Dünya Sağlık örgütü üyesi olarak ülkemizde ICD-10 Sağlık Bakanlığı tarafından kabul görmekte ve sınıflandırma ve tanı koyma amacıyla kullanılmaktadır. DSM-V’de OSB olarak adlandırılma, ICD-10’da Yaygın Gelişimsel Bozukluk (YGB) olarak adlandırılmaktadır. 

  • OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU (OSB): KISA BİR TARİHÇE

  • OSB, ilk olarak 1943 yılında Leo Kanner tarafından tanımlanmıştır. Leo Kanner, yaptığı çalışmaların birinde 11 çocuğun niteliksel olarak davranışları ile diğer yetersizliği olan ve olmayan çocuklardan farklı olduğunu ortaya koymuştur. Kanner’e göre bu farklı davranışlar erken çocukluk döneminde bile göülebilmekteydi. Bunlar kısaca; gecikmiş dil ve konuşma özellikleri, dili iletişimsel amaç olarak kullanmada yetersizlik, normal fiziksel büyüme ve gelişim özellikleri, aynılığa aşırı bağlılık ve kendini uyarıcı tekrarlayan (stereotipik) davranışlar olarak belirlenmiştir. Yaklaşık 65 yıl önce belirlenen bu özellikler ya da davranışlar son yıllara kadar yeniden gözden geçirilmiş, tanımlanmış ve genişletilmiştir. Yine de pek çoğu Kanner’in gözlemlerini yansıtmaktadır. Kanner, OSB’na ilişkin çalışmalarda bulunurken aynı zamanlarda Hans Asperger gelişimsel bozukluklar gösteren başka bir grup çocuk ile çalışmalarda bulunmaktaydı. Günümüzde "Toplumsal/Sosyal İletişim Bozukluğu” adı ile DSM-V de yer alan ve geçmişte Asperger sendromu olarak Yaygın Gelişimsel Bozukluk yelpazesi altında yer alan bu bozukluğu, ilk olarak Hans Asperger tanımlamış ve bozukluk  araştırmacının adı ile anılmıştır. Hans Asperger, ortalama ya da ortalamanın üstü bilişsel becerilere sahip olsalar bile Asperger sendromundan etkilenenlerin sosyal yönden farklı olduklarının, Kanner’in tanımladığı OSB ile benzerlikler

    gösterse bile özelde farklı bir grubu yansıttıklarının altını çizmiştir (Friend, 2006).

    OSB’nun doğasından kaynaklı olarak, nedenlerine ilişkin yıllardan beri süregelen yanlış inanışlar ve düşünceler günümüze kadar taşınmıştır. Örneğin, ilk zamanlarda OSB’nun yetersiz ya da niteliksiz anne-çocuk etkileşiminden kaynaklandığına inanılırken, bu durumun gerçeği yansıtmadığı ilerleyen yıllarda araştırmalar ile belirlenmiştir. Bu durum anne-babaların kendilerini suçlu hissetmelerine,

    kafalarının karışmasına ve pek çok yanlış anlaşılmaya yol açmıştır. Bir başka yanlış görüş, otizmden etkilenen çocukların kendilerini bilinçli olarak çevreden soyutladıkları yönünde olmuştur. Bu yanlış inanış ya da görüşlere karşın, 1980’li yıllarda otizmin genetik, organik ve nöro-biyolojik bir bozukluk olduğu kabul görmeye başlamıştır.

  • OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU (OSB): NEDENLER

  • Diğer gelişimsel bozukluk ya da yetersizliklerde olduğu gibi, OSB’un da gerçek anlamda nedenleri tam olarak saptanamamıştır. Günümüzde, OSB’nun biyolojik ya da nörolojik olarak beyinsel işlevlerdeki bozuklukların tetiklediği ve OSB’nun görülmesinde bakıcıların suistimalı ya da ihmalinin söz konusu olmadığı kabul görmektedir (Friend, 2006; Heward, 2003; NAC, 2015; Turnbull, Turnbull, Shank, Smith ve Leal, 2002; Turnbull, Turnbull ve Wehmeyer,2007). Aşağıda OSB’un nedenlerine ilişkin bazı önemli bilgiler tartışılmıştır.

     

    Genetik faktör

    Günümüzde OSB’nu anlamaya çalışan uzmanlar, genetik faktörler üzerine odaklanmaktadır. Bu bağlamda DNA, OSB gösteren çocuklarda, beyinsel işlevlerdeki bozuklukların sorumlusu olarak görülürken, günümüze kadar yapılan araştırmalar tek bir genetik faktoÅNrün otistik bozukluğun tek başına nedeni olmadığını ortaya koymaktadır. Gillberg ve Coleman (2000)’a göre, çoklu genetik

    faktör etkileşimli olarak gelişimsel bozukluğa yol açmaktadır (Akt., Friend, 2006).


    Beyinsel işlevlerdeki anormallikler

    Akshoomoff (2000), Anderson ve Hoshino (1997) ve Cook (1998)’a göre, artık OSB’un gösteren genetik faktörlerin yanında beyin gelişimindeki ve beynin sinirsel-kimya (neuro-chemical) yapılarındaki anormalliklerden kaynaklandığına ilişkin uzmanlar arasında genel kabul gören bir görüş bulunmaktadır (Akt., Turnbull, Turnbull, Shank, Smith ve Leal, 2002). Bu görüşü destekleme bakımından, günümüzde Manyetik Rezonans GoÅNrüntüleme-MRI (Magnetic Resonance Imaging-MRI) teknolojisi, beyin hakkında doğru bilgilere ulaşmamızı sağlamaktadır. Bu bilgiler içerisinde, OSB gösteren öğrencilerin pek çok beyin işlevinin, otistik semptomları tetiklediği bulunmuştur. Örneğin, OSB gösteren bireylerin yapılan pek çok MRI incelemesi, beyinciklerinde (cerebellum) anormallikler olduğu gözlenmiştir. Bilindiği gibi beyincik, motor kontrol, denge ve bilişsel işlevler ile ilgilidir. Yine yapılan çalışmalarda, otistik özellikler gösteren bireylerin beyinlerinin frontal lob (ön lob) ve temporal loblarında (yan lob)

    anormallikler belirlenmiştir. Beyinde ön lob sosyal ve bilişsel işlevlerden sorumlu iken, yan loblar hafıza, sosyal ve yüzsel ifadeleri (jest/mimik) anlamaktan sorumlu olan beyin bölgeleridir. Yapılan araştırmalar ayrıca OSB gösteren bireylerin beyinlerinin bu bölgelerinde normal gelişim gösteren bireylere nazaran daha az hücre ve hücreler arası etkileşim (volume) ve daha yüksek hücre

    yoğunluğu (cell density) bulunmuştur (Akt., Friend, 2006).


    Çevresel faktörler

    OSB’nun nedenlerine ilişkin ilk inanışlar arasında, bu ünitede daha önce de belirtildiği gibi anne-babanın (birincil bakıcıların) çocuğun bakımına ilişkin suistimal ve ihmali yer alırken, bunun doğru olmadığı günümüzde artık bilinmektedir. Ama, London ve Etzel (2000)’e göre, anne-babanın suistimal ve ihmali, OSB semptomlarının sayısı ve yoğunluğunu etkileyebilmekte iken, Simpson ve Zionts (2000)’a göre ise, çocuğa sağlanan nitelikli bakım ortamı, otistik özellikler gösteren öğrencilerin gelişiminde önemli rol oynamaktadır (Akt., Friend, 2006).


    Aşılar

    OSB’un nedenlerine ilişkin günümüzde en tartışmalı konuların başında OSB ile aşılar (özellikle kızamık, kabakulak ve kızamıkçık) arasındaki ilişki gelmektedir. Günümüze kadar yapılan araştırmalar, bu aşılar ile OSB arasında bir ilişki olduğunu göstermemektedir (Centers for Disease Control Prevention, 2015; Hornig, Briese, Buie, Bauman, Lauwers ve diğerleri, 2008). Dales, Hammer ve Smith (2001), Stratton, Gable, Shetty ve McCormick (2001) ve diğer pek çok araştırmacı OSB ile aşı arasındaki ilişkiyi yalanlamaktadır (Akt.,Friend, 2006).

  • OT,ZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU (OSB): ÖZELLİKLER

  • ÖZELLİKLER

    Erken çocukluktan başlayıp yaşam boyu süregelen bir gelişimsel bozukluk olarak OSB’un en genel karakteristiği arasında sosyal etkileşimde, dil ve iletişim becerilerinde yetersizlikler, tekrarlayan, kendini uyarıcı uygun olmayan davranışların sergilenmesi, rutinlere ve aynılığa olan aşırı bağımlılık gibi özellikler yer almakta iken, bu bozukluğun (Down Sendromu’nda olduğu gibi) belirgin

    fiziksel özellikleri bulunmamaktadır (Friend, 2006; Heward, 2003; Smith, 2007; Turnbull, Turnbull ve Wehmeyer, 2007). Otistik özellikler genel anlamda OSB gösteren çocuklarda gözlemlenirken, OSB gösteren öğrenciler farklı özellikler gösterebilmektedir.

     

    Bilişsel ve Akademik Özellikler

    OSB gösteren öğrenciler, farklı bilişsel ve eğitsel gereksinimler ve yeterlikler gösterebilirken, çoğunda değişik düzeylerde zihinsel yetersizlikler görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’ne ilişkin verilere dayalı olarak, Fombonne (1999)’ a göre, OSB gösteren bireylerin yaklaşık % 20‘si normal zeka düzeyine, % 30’u hafif ve orta düzeyde zihinsel yetersizliğe ve yaklaşık % 42’si ise ağır ve çok ağır düzeyde zihinsel yetersizliğe sahiptirler (Akt., Turnbull, Turnbull, Shank, Smith ve Leal, 2002). Hafızaya ilişkin olarak ezberlemede yaşanan güclükler, OSB gösteren öğrencilerin en temel özelliğidir. OSB’un çağdaş açıklamaları arasında yer alan "Zihin Kuramı” (Theory of Mind)’na göre, otistik bozukluk gösteren bireyler, başkalarının görüş ve düşünceleri olduğunu anlamada gerçek anlamda yetersizlik göstermektedirler (Turnbull, Turnbull ve Wehmeyer, 2007). Bu durum pek çok araştırmacı tarafından vurgulanmaktadır. Örneğin, Gillberg (1993), Hardwin, Baron-Cohen, Howlin ve Hill (1997), Myles ve Southwick (1999)’e göre de OSB gösteren öğrenciler, başkalarının inanışlarını ve  duygularını anlamada, kendi düşüncelerini ifade etmede, kendi davranışlarının başkalarının

    duygu ve düşüncelerini nasıl etkileyeceğini anlamada ve sohbetlere katılmada güclük çekerler (Akt., Friend, 2006). OSB gösteren pek çok öğrenci, karşılaştıkları problemlere ilişkin genellikle tek bir problem çözme stratejisi kullanırlar ve aynı stratejiyi farklı durum ve problemlere uygulamaya çalışırlar. Problem çözme becerilerindeki yetersizlikler, soyut durumlarda daha zor bir durum haline gelebilmektedir. Motivasyon, OSB gösteren öğrencilerin bilişsel ve akademik özellikleri arasında en önemli özelliklerin

    başında gelmektedir. Sınırlı sayıda etkinliğe ve ödüle olan ilgi öğrenmeye ilişkin motivasyonu da olumsuz etkileyebilmektedir (Friend, 2006; Turnbull, Turnbull ve Wehmeyer, 2007).

     

    İletişimsel Özellikler

    Dil gelişimine ilişkin olarak OSB gösteren çocuklarda dil gelişiminde gecikme görülürken, dili iletişim amaçlı kullanmada ve başkaları ile etkileşim kurmada ciddi anlamda sıkıntılar yaşanabilmektedir. İletişim kurmada karşıdaki kişi ile arasındaki mesafeyi ayarlamada zorluklar yaşama (çok yakın durma ya da çok uzak durma gibi) ve karşısındakine boş gözlerle bakma ya da etkileşim sırasında göz kontağı kurmadan yanlara, aşağı ya da yukarıya bakma gözlemlenen diğer sorunlar arasındadır. İletişim bağlamında gözlemlenen en önemli özelliklerden biri de, amaçlı iletişim başlatamamadır. OSB gösteren çocuklar sıklıkla başkalarının dikkatini çekmek için ya da sosyal amaçlı iletişim  başlatmayabilirler. Yaklaşık % 50’si ifade edici dil becerilerinden yoksun olabilmektedir. İfade edici dil becerilerine sahip olanlar ise çok sınırlı beceriler göstermekte ve sıklıkla ekolali (anında/hemen ya da gecikmeli ekolali) özelliği göstermektedir.